Peygamberin dilinden, Hz.Alinin kaleminden- Celcelutiyye Kasidesi

3-01-2026, 12:28
Oxunub: 283
Çap et
Peygamberin dilinden, Hz.Alinin kaleminden- Celcelutiyye Kasidesi

Bakü – 03.01.26. Taçlı Beyim /Türkel Media/:Celcelûtiyye kasidesi, tasavvufî kaynaklarda Hz. Muhammed’in (s) diliyle Hz. Ali’ye (r.a.) öğretilmiş olduğu aktarılan, derin bâtınî anlamlar taşıyan irfanî bir metindir. Zahirde şiir formunda olsa da, mahiyet itibarıyla bu kaside dua, zikir ve sır dili üzerine kuruludur.

Kasidenin metni rasyonel açıklamalardan ziyade kalp idrakine hitap eder. İlahi isimler, nur kavramı, gizli hikmet ve manevî korunma temaları ön plandadır. Tasavvuf geleneğinde Celcelûtiyye, insanın iç âlemini uyandıran ve onu ilahî hakikate yaklaştıran bâtınî bir çağrı olarak kabul edilir.

Bu metin fıkhî hükümler için yazılmış bir kaynak değildir. Daha çok ilmü’l-esrâr, ilmü’l-hurûf ve irfanî idrak alanıyla ilişkilendirilir. Kasidede yer alan her kelime sembolik bir anlam taşır; metin yalnızca okunmak için değil, hissedilerek idrak edilmek için kaleme alınmıştır.

Celcelûtiyye kasidesinin aslı Arapçadır ve tarihî kaynaklarda muhafaza edilen temel metin bu dildedir. Bununla birlikte İslam’ın ilk asırlarında Orta Doğu coğrafyasında Arapçanın yanı sıra Aramice (Süryanice), İbranice ve diğer Sami dilleri de yaygın olarak kullanılmaktaydı. Bu nedenle bazı tasavvufî rivayetlerde bu dillere atıflar yapılır. Ancak ilmî açıdan belirtmek gerekir ki kasidenin metni doğrudan Aramice veya başka bir dilde yazılmamıştır. Bu diller, daha çok dönemin kültürel ve dilsel atmosferini yansıtmaktadır.

Yüzyıllar boyunca Celcelûtiyye’nin bâtınî anlamının farklı halklar tarafından anlaşılabilmesi için kaside tercüme ve şerh yoluyla yayılmıştır. Tarihî kaynaklarda onun:

Farsça,
Türkçe (Osmanlı Türkçesi ve çağdaş Türk lehçeleri),
Urduca,

kısmen de Kürtçe ve diğer Doğu dillerinde
şerhli metinlerine rastlanmaktadır. Bu tercümelerin amacı metni değiştirmek değil, onun irfanî hikmetini halklara yaklaştırmak olmuştur.


Kasideden bazı meşhur örnekler ve anlamları şöyledir:

> “Celcelûtiyyen, celcelûtiyyen,
Yâ sirre’l-esrâr ve yâ nûre’l-envâr.”

Anlamı:
Ey kalpleri sarsan ilahî nida,
Ey sırların sırrı ve bütün nurların kaynağı olan Allah.


> “Yâ isme’l-azîmi fî kulli mekân,
Yâ zâhiren fî külli’l-eşyâ.”

Anlamı:
Ey her mekânda mevcut olan Yüce İsim,
Ey her şeyde zahir olan ilahî hakikat.

> “Bi sirri Aliyyin ve nûri’l-Mustafâ,
İftah lenâ ebvâbe’l-ma‘rife.”

Anlamı:
Ali’nin hikmet sırrı ve Mustafa’nın nuru ile,
Bize marifet kapılarını aç.

Bu satırlarda “sır içinde sır”, “nurların nuru” ve “her şeyde zahir olan hakikat” kavramları açıkça görülür. Celcelûtiyye kasidesi, ilahî isimleri sıralamaktan çok, insanın iç dünyasındaki perdeleri aralamayı, kalbi uyandırmayı ve manevî idraki derinleştirmeyi hedefler.

Sonuç olarak Celcelûtiyye kasidesi, asırlar boyunca farklı coğrafyalarda okunan; Peygamber nurunu ve Ali hikmetini tasavvufî bir dille birleştiren nadide irfan miraslarından biri olarak günümüze kadar ulaşmıştır.