KIZIL ELMA VE TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİ – Abdullah Buksur
17-01-2026, 19:26. Разместил: admin

Benim yapmış olduğum okumalara göre 19. yüz yıla geldiğimiz de, milletlerin kendilerini koruyacak gücü yoksa, kendisini dahil ettiği veya dahil edildiği ideolojik daire çerçevesinde, dünyada olup bitenleri bir okuma biçimi geliştirdiler; sermaye merkezli okuma yapanlar Kapitalis - dünyayı sınıf merkezli okuma yapanlar Sosyalist, bizim medeniyetimiz ise dünyayı, Millet merkezli okumaya devam etmiştir.
Kapitalist okuma yapanlar, insanlar ne kadar tüketirse o kadar değerli gördüler. Sosyalist okuma yapanlar, insanlar ne kadar üretiyorsa ona göre değer biçtiler. Oysa Türk medeniyeti beş bin yıllık tarihi varlığı ve kölelik geleneği olmayan bir medeniyet olarak, İnsanı insan olduğu için değerli gören bir medeniyet olarak “İnsanı Yaşat ki Devlet Yasasın” anlayışını devam ettirmiştir. Ve bütün mazlum milletlere umut olmuştur. Dünyanın yaşadığı yeni kırılma dönemin de yine insanlığın bizim medeniyet değerlerimize ihtiyacı var. Yeniden kendi medeniyet kodlarımızla buluşturma ve insanlığı buluşturma zamanı.
Sömürünce değil paylaşınca daha mutlu olunacağını, bütün dünya ya yeniden göstermeliyiz. Bunu insanlık için yapmalıyız. Farklı kaynaklardan beslenen insanların, tarihsel, toplumsal ve siyasal olayları farklı okuma yapmaları ve farklı sonuçlar çıkarmaları kadar doğal bir şey olamaz. O nedenle bizim medeniyetimiz farklılıklar üzerinden değil, aynılıklar üzerinden toplumsal ve sosyolojik tanımlar yaptığını hatırlamalıyız. Diğer okumaların günümüz de sürdürülemez olduğu ortaya çıkmıştır. Bir anlam da, diğer okumaların, suya şekil ve renk verme gayretlerinin anlamsız olduğu, suyun arkasın da bulunan rengi yansıtacağını, bulunduğun kabın şeklini alacağını biraz zor olsalar da öğrenmek zorun da kaldılar. Bu öğrenme süreci biraz zor ve sıkıntılı olsa da, sınıfsal okuma yapanlar ideolojik kamplarından çıkmadan, millet kavramını kendi okumalarına ekleyerek yeni tanımlamalara gitmeye başlamıştır. Kısa süre sonra para merkezli okuma yapan Kapitalistlerin de yeni okuma yapmak zorun da kalacakları açıktır.
Bu gün fikri zeminler de konuşulup tartışılsa da, halka açık zeminlerde paylaşılmayan, Ulusalcı – Kürecelci, Doğucu – Batıcı gibi kamplar yerine, Türk milliyetçiliği fikriyatı başından ihtibaren, Millet merkezli bir okumasına devam ederek işe başlamış, ve olup bitenleri, Milletler mücadelesi olarak okumuştur. Yani Türkiye ve Türk Milleti merkezli okumaya devam etmiştir. Ancak dünyanın içine girdiği zaman da olup bitenleri doğru okumaya, yeni yön eylem planları yapmaya ihtiyaç olduğu açıktır. Bu konuda, kendi medeniyetimizin kodları doğrultusun da, hepimiz fikri birikimimizi ortaya koymamız, farklı düşünceleri zenginlik olarak görmemiz ve çok çalışmamız gerekir.
Şimdiye kadar Hegelci bakış açısıyla; tez-antitez-sentez anlayışı yerine, tam da bizim medeniyetimizin sahip olduğu an ve zaman için de iki gerçekçiliğin olması gerektiği kabulünün yeniden düşünmeye ve düşündürmeye ihtiyaç vardır. Yani bu çoklu düşünme modelidir. Şimdi bizim medeniyetimizin zamanıdır.
Bu gün ve yarınlar da biz yeniden medeniyetimizle buluşacağız, hem de insanlığın öğrenme ihtiyacı karşılamalıyız.
Bizim medeniyetimiz üç yaşından itibaren kendine güvenen yaparak ve yaşayarak sosyal bir ortam da analitik düşünme modeli ile öğrenme modeli yeniden öğrenmeli ve insanlığa bu modeli yeniden anlatılmalıdır. Türk medeniyeti eğitimi; amaçlanan davranış biçimlerini geliştirmek kabulünden hareketle, edilgen bir eğitim değil, etken ve iletgen paylaşmayı öğrenmiş bir gençlik ortaya çıkarmak amaçlar.
Kimlik konusuna geldiğimiz de, medeniyet tanımlamanıza göre, Kimlik tanımlaması yaparsınız. Dünya okuma biçimimize bağlı olarak, kimlik tanımlaması yaparsınız. Örneğin Çin de bir kapıyı çalan sizi tanımıyorsa kapı duvardır, açılmaz. Batılı bir ülke de iseniz kapıda ki kişi tanıdıksa veya kendine benziyorsa kapıyı açar ve gelen kişiye isteklerin sıralar. İstedikleri cevapları almaz ise teması keser. Bizim medeniyetimiz de gelen kişi Tanrı Misafiridir, karnı doyurulup sorulur; emrin isteğin neydi diye sorulur. Evimizin kapısı açılır, evimizin başköşesine oturtulur, kimsin, nesin, nerden gelirsin, nereye gidersin diye sormadan, açmısın, susuzmusun diye sorulur. Yani neyimiz varsa kim olduğuna, hangi inanca sahip olduğuna bakılmaksızın paylaşırız. İşte bizim kimlik tanımlamazım, bu temel de şekillenmiştir.
Bir toplum, devleti oluşturan kurumları inşa edip, organizasyonunu tamamlayıp, devlet olmuş ise, aynı zaman da bir medeniyet yürüyüşü başlatmış demektir. Türkiye Cumhuriyeti’nin Devletinin başlangıcı olarak kabul edilen Mete Han, Kara Kuvvetlerini, kuralı bu yıl 2230 yıl olacak. Bu aynı zaman da medeniyet yürüyüşümüzün resmi tarihlemesidir. Bu Medeniyet yürüyüşümüzün için de olan herkes Türk’tür. Gazi Mustafa Kemal Atatürk bu temel de, “Türkiye Cumhuriyetini Kuran Türkiye Halkına, Türk Milleti Denir” diyerek günümüze evrensel bir kavram olarak taşımıştır.
Her medeniyet kendi insan tipini oluşturduğu kabulünden hareketle; Medeniyetini dair insan tipini tanımlar. Bizim medeniyetimiz kendi insanını; cimri değil, cömert - haset eden değil, takdir eden - kıskanç değil, imrenen – gururlu değil, vakarlı - zillet yok, tevazu sahibi - gıybet dedikodu yok, yerinde ve gerektiğinde hakikati ortaya koyan insanlar amaçlamış ve bunu temel almıştır.
İşte yukarıda temel değerlerini ve davranış kalıplarını ortaya koyduğumuz Türk Medeniyetinin deki insana aynı zamanda hedef koymuştur. Bu yaparken Türk milletine, erişilmesi gereken hedefler, ülküler, maddi ve manevi amaçlar; muhayyel yer ve alemlere hakim olmayı tanımlarken “Kızıl Elma” tanımını yapmıştır.
Bu kavramı anlamak için unuttuğumuz küllenen medeniyetimizde Kızıl, Türklerde Altını, hakimiyeti, gücü ve savaşı sembolize ettiğini yazalım. Aynı zaman da küre kusursuz bir geometrik şekildir. Altın bu dünyada ve öldükten sonraki dünyamız da varlığını sürdürecek bir maden olarak kabul edilir. Öte yandan bütün insanlık Altın'ı madenlerin kâmili olarak kabul eder ve "Tanrı'nın" zatına atfedilir. Bizim medeniyetimiz de insanında varacağı en son nokta “Kamil İnsan” olmaktır.
O nedenle Türk milleti, Yaratanın kusursuz olarak yarattığı bu evrende, onun izni, emri üzerine, hâkimiyet ve kusursuz yönetme iddiasının temsilcisi olarak, Kut verilmiş bir millet anlayışına sahip bizim medeniyetimiz "Kızıl Elma" diyerek ötelerin ötesine yönelik hedeflerini kavramsallaştırmıştır.
Türk Dil Kurumu milletle ilgili; “Bir milletin kendine özgü düşünüş ve yaşayış biçimi,dil, töre ve gelenekleri, toplumsal değer yargıları ve kuralları ile oluşan özellikler bütünü” biçimin de tanımlamıştır. Doğal olarak Bengü taşlar da yer aldığı biçimin de; “Biz açları doyurduk, çıplakları giydirdik, (od’u) ateşi olmayanlara ateş verdik, az mlleti çok kıldık diyen atalarımızın sesini duymak gerekir.
Biz bu gün “Hep Birlikte Türk Milletiyiz” derken, kendini bu medeniyetin çocuğu olarak gören, herkesi kapsadığı açıktadır.
Biraz daha açmak gerekirsen Tarihsel birlikteliği olan, İnanç birliğine sahip, Ortak bir kültür yapısı için de olan, örf, adet, gelenekleri, kilimin deki motifi aynı olan, ortak müzik kültürüne sahip, ortak geçmiş ve gelecek tasavvuruna sahip olanların ortak adı olarak Türküz. Çeliğin içinde, demirden, başka karbon, molipten gibi çeşitli maddeler vardır. Bu maddeler birlikte çeliği oluşturur. Yani ayrılamaz bir bütün oluşturmuşlardır. Yani birlikte anlamılı ve değerli olmuşlardır. Tıpkı bizim hep birlikte Türk Milleti olduğumuz gibi.
Biz birlikte yaşadığımız hiç kimseyi ve hiç bir gurubu, kendimizi tanımladığımız ölçüler dışında görmedik. Hiçbir gurubu, hiçbir ölçü ve nedenle guruplaştırmadık, vatandaşlık temelin de hiç kimseyi birbirinden ayıracak öbekler oluşturmadık. Bizim medeniyetimiz de, Milli kimlik; bireysel ve toplumsal anlamda milli kültürü ve bu kültürün parçası olan eşit vatandaşlığı tanımlar.
Millet tanımlaması ile birlikte milletperverlik kavramı gündeme gelmiştir. Bu konu ile ilgili İsmail bey Gaspralı; “Milletperverler onlardır ki, Kimin ne yaptığına, ne yapmadığına bakmadan en iyi bildiği işle işe başlayandır” diyor. Milliyetçilik; “Milli kimliğe bağlılık temelin de, bireysel çıkarları ile milletin çıkarlarını ortaklaştırmış, bu bağlam da fikri ve siyasal organizasyonu benimsemiş kişiler” diyebiliriz.
Benim katılmadığım, fikirler de vardır. Mesela Milli kimliğin oluşumun da “milli kimliği inşa eden değer milliyetçiliktir” anlayışı gibi bizim medeniyet yürüyüşümüze, İbni Haldun’un sosyolojik anlam da ki yaklaşımına, Ziya Gökalp anlayışına aykırı bakışlarda vardır.
Kuantum bilgisayarın olduğu ABD, İngiltere, Rusya, Çin, Hindistan da, aynı anda, bir soruya binlerce cevap üretebilen bilgisayarlar var. Milliyetçiler, Türk Milletinin buna sahip olmak için mücadele den, bu bilgisayarın olduğu bir ülke olmak mücadele eden insandır. Bizim “Kızıl Elmamız” dün olduğu gibi yapay zeka teknolojisine sahip olmaktır. Yani Algoritmalar kullanılarak kitlelerimiz yönlendirilsin istemiyorsak, biz kendi irademiz ve kararlarımız yönetmesini istiyorsak, Haydin “Kızıl Elmaya.”
Вернуться назад